Sayfalar

15 Haziran 2017 Perşembe

Zemberekkuşu'nun Güncesi

"Kader, insanın dönüp bakması gereken bir şeydir, önceden bilmesi gereken değil."

Murakami kitaplarını kütüphanede denk getirmek oldukça zor. Sınav haftasının girmesiyle raflar epeyce dolmuş, şansıma hem Murakami'nin hem de Saramago'nun okumadığım birer kitapları denk geldi :)
Zemberekkuşu'nun Güncesi Murakami tarzı bol girdaplı bir kitap. 
Bir hukuk bürosunda çalışan Toru Okada'nın işten ayrılması, ilerleyen günlerde kaybolan (kayınbiraderi Noboru Vataya'nın adaşı) kedilerini aramaya girişimi ve değişen hayatıyla başlıyor kitap. Devamında değişik yeteneklere sahip Kano kardeşler, gizemli mektuplar, harika el yazısına sahip teğmenler, garip çıkarımlar yapan perukçu komşu kızlar, kötü siyasetçi kayınbiraderler, altın çakmaklı zengin kadınlar, deri yüzen kgb ajanlarına uzanan hikayeler bütünü geliyor.

Kitapta yer alan Japonya/Çin/Rusya savaşına dair anlatılanlar ve derin siyasi analizlerden pek hazzetmesem de Teğmen Mamiya'nın anılarını dinlemek oldukça ilginçti.

Ve kitabın esas mekanı kuyu...
İnzivaya çekilmek, düşünmek ve harekete geçebilmek için Okada'nın ihtiyaç duyduğu kuyu bende daha çok klostrofobik etki yarattı. Kitabın sonlarına doğru ise hikaye farklı bir boyut kazanarak tam bir gerilim kitabına dönüştü.
Bazı konuların üzerindeki gizem devam ederken kitap Murakami tarzı bir finalle son buldu.


Murakami kitapları bende farklı bir izlenim bırakıyor; hem merak ediyorum hem zorlanıyorum, hem ne kadar alakasız karakter var diyor hem bu zenginliği kurgulayan zekaya hayran oluyorum. Pek çok kitaptaki gibi tüm ipler birbirine bağlanmasa da, rüyalarımın bile seyri değişse de Murakami kitaplarını seviyorum.

Tavsiye noktasına gelirsek yazarın farklı kitaplarını okumuş olanlar er ya da geç bu kitabını da okuyacaktır, kaçınılmaz :)
İlk kez Murakami okuyacaklara ise şimdilik tavsiyem hala Sahilde Kafka ile başlamaları...

"Eski Rus romanlarında mektuplar genellikle bir kış akşamında, ocakta yakılır. Bir yaz sabahı, salata yağıyla, bahçede değil. Ama, bizim şu an gerçekçi dünyamızda bir yaz sabahı, kan ter içinde mektup yakıldığı da olur. Yeryüzünde, mevsim falan seçiminde beğenmemezlik olmaz. Bakarsın kışa kadar beklemek olanaksızdır."

"İyi haberler, çoğu zaman alçak sesle verilir."


Öksüzler Treni


1800'lü yılların sonlarından 1900'lü yıların başına kadar Amerika'da devam eden bir uygulama Öksüzler Treni. Yetiştirme yurdundaki çocuklar trene yerleştirilerek kasaba kasaba dolaştırılıyor, her durakta çocukları evlat edinmek isteyen aileler tarafından inceleniyorlar, kabul görenler orada bırakılırken diğerler yolculuğa devam ediyor. Tabi genelde zor koşullarda yaşamını devam ettiren aileler için yeni çocuk demek boğaz tokluğuna çalışan işçi demek, çocuklar için de zor koşullar demek.

Olaylar iki farklı zamanda ilerliyor. Koruyucu ailesi ile problemler yaşayan Molly kamu hizmeti için gittiği evde Vivian'ın hikayesini dinliyor ve ortak noktalarını keşfediyor. Öksüzler Treni ile yeni ailesine teslim edilmiş olan Vivian'ın öyküsü oldukça yürek burkucu...

Kitabın kapağı çok etkileyici ve akılda kalıcı.
Bir yerlerde dikkatinizi çekeceğine eminim.


14 Haziran 2017 Çarşamba

Güle Güle Dünya Ben Burda Kalıyorum, Bunaltı


Müjdat Gezen'in hatıralarını topladığı kitap Güle Güle Dünya Ben Burda Kalıyorum. Belirli bir sıralama gözetmeksizin aklına düşeni yazmış, bir çırpıda okuyabilirsiniz. Duruşunu sevdiğim oyuncunun yaşantısına tanıklık etmek de güzeldi. Maruz kaldığı onca engellemeye rağmen varlık sürdürebilmesi, sanat merkezini ayakta tutabilmesi alkışlanmalı...


"Gözlerinin baktığı yerde görmek istediği son kişi vardı. bildiği bütün duaları etti. Arapça dualar bitince Türkçe yalvardı. Kime yalvardığını bilmiyordu. Önemi yoktu. Asya o an bir karıncadan bile yardım isteyebilirdi. İnsan olmayan herkesten her şeyden. Önce ayak parmakları, sonra da bütün vücudu buz kesti. Kalbinin atış hızını ölçebilecek bir teknoloji yoktu henüz. Şanssızdı Asya. Bunu biliyordu. Korktuğunda yardım isteyebileceği bir annesi veya babası yoktu. Dudakları mühürlendi; hiç ses çıkaramadı. Hayat durdur. İnsanlık durdu ve dokuz yaşına yeni basmış küçük bir kıza korkmayı öğretti."

Yeraltı edebiyatı severler için önerebileceğim bir kitap Bunaltı. Ramazan Ramazan pek hevesle okuyamadığımı, yetiştirme yurdu kısmında yüreğimin sıkıştığını belirtmeliyim. Bu tarz kitapları zaman zaman severek okuyorum ama kahramanları  yetişkin olmalı...

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Lucky

Bir köpek düşünün, hayatına girdiği herkesin kaderini değiştiren, arkasında gözü yaşlı sahipler bırakan, minicik haliyle tilkilerin elinden kurtulan, katiyen arabanın arka koltuğuna oturmayan, kıça vurup kaçmaca oynamaya bayılan, kırılınca küsen, küsünce her yerini itinayla çişe bulayan, meraklı, akıllı, şanslı...
Sezgin Kaymaz ilaç prospektüsü yazsa severek okurum ama gelin görün ki tüm kitapları bir sepette toplayıp almak ekonomik olarak zorlayıcı. O yüzden damla damla besliyorum kendimi, iki üç alışverişte bir doz Sezgin Kaymaz :)
Lucky yazarın şimdiye kadar en çok methedilen kitabı. Kitaba başlarken aldığı övgüleri boşa çıkarmayacağından emin olabilmek ayrı bir zevk...
Yine bol ve renkli karakterler, kıyıya köşeye gizlenmiş şiveli cümleler, milletvekilinden kerhane patronuna, taksicisinden veterinerine binbir çeşit insanla tanışacaksınız.
Sonlara doğru biraz burnunuzun direğini sızlatacak ama garanti veriyorum Lucky'i çok ama çok seveceksiniz...

26 Mayıs 2017 Cuma

Anne Kız, Harikasın

Antalya'ya dönüş yolunda başladım ve bitirdim. Kısa öykülerden ibaret, okura çocukluğunu hatırlatan, zaman zaman içini sızlatan hikayeler. En çok kapağa ismini veren hikayeyi ve şekerliği masaya bırak'ı sevdim. Tavsiye ederim...

Tanıtım bülteninden

"Ablam banyoya girdikten kısa bir süre sonra bir gümbürtü kopmuş, annem bağdaş kurduğu divandan çığlık atarak doğrulup banyoya koşmuştu. Ablam, incecik bir sızıyla tomurcuklanan memelerini görebilmek için lavabonun üstündeki aynaya bakmaya çalışmıştı. Boyu yetmediği ve üzerine çıkacak tabura bulamadığı için iki eliyle lavaboya bastırarak zıplamaya başlamış. Bir sıçramış, iki sıçramış üçüncüde lavabo aşağıya inmiş."
İncecik bir sızıyla tomurcuklanan memelerine banyo aynasından bakmak isteyen ablalar...
Bu yazda tuzlu suya girip çıkamadık diye üzülen anneler...
Börekçiye "Şekerliği masaya bırak" diyen güzel gülüşlü abiler...
Hamile olduğunu doğurunca anlayan minnacık kadınlar...
Bataklıkta güneşlenen kaplumbağalar, kadınlar plajında zeytinyağlı sarmalar...
Toros'un bagajında bulgur ve salça satanlar, balık ekmeğin yanına buz gibi limonatalar...
Elif Türkölmez'in öykülerinde hayat, kimsenin su vermediği saksılarda kendi kendine büyüyüveren otlar gibi yeşeriyor. Onun öykülerinde insanlar sadece mutlu olmak istiyor.
Anne Kızi Harikasın'da kendinize rastlayacaksınız, şaşırmayın.


25 Mayıs 2017 Perşembe

Nisan Kitapları

Bu aralar bloğu epeyce boş bıraktım. Ülkü'den yediğim son fırçanın etkisiyle okuduğum kitapları not edeyim dedim.

 Sakın Oraya Gitme'yi internette ve instagramda sıkça görüyordum. Okuduğum tüm Yekta Kopan kitaplarını büyük bi memnuniyetle okuduğumdan bu kitap da okunacaklar listemin üstlerindeydi. Hazan'la yaptığımız kitap değişimleri sırasında okuma fırsatı buldum kitabı.
Üstünde öykü olduğu belirtilmiş olsa da kitabı elime alıncaya kadar bunun bir roman olduğunu sanıyordum. Kitapta yer alan öyküler daha önce okuduğum Y.Kopan hikayeleri kadar naif değil daha ziyade yeraltı edebiyatına uyan öykülerdi. Zaman zaman okurun yüreğini sıkıştıran, derin nefes almak durumunda bırakan, buna rağmen bitirme isteği azalmayan bir kitaptı.
Teşekkürler Hazan :)

 Kitabın kapağı bile insanı gülümsetmeye yetiyor. Zafer Algöz'ün hayatından alıntılarla dolu hikayeleri ise kahkahayla okunuyor. Başlamanızla bitirmeniz bir olacaktır, zevkle okudum, tavsiye ederim.

 Satın almadan okumayı planladığım kitaplardan Havva'nın Üç Kızı, yine Hazan'dan  :)
Elif Şafak kitaplarına eşit oranda ön yargı ve merakla başlıyorum, bu kitapta da ortalara doğru merak baskın geldi, kadın hikayesi olmasını sevdim. Peri'ye üzüldüm, Mona ve Şirin'i gözümde canlandırmaya çalıştım.
Genel itibariyle güzel diyebilirim, belki biraz daha sürprizi bol bir hikaye olabilirdi.

Mine Söğüt, neden hala okumadım diye kendime kızdığım yazarlardan. Kitabın ismi ayrı güzel, kapağı ayrı...
Ülkemizde kadın hikayelerinin rengi belli; mor, kırmızı, gri...
Okuduğum hikayelerle içim daha da ezilse de, içimizden birilerinin bu hikayeleri anlatabiliyor olmasından memnunum. Mine Söğüt okuyun, okutun...

4 Nisan 2017 Salı

Mart Ayı Kitapları

Mart ayında okuduğum kitaplar kısaca;

 Rizzoli&Isles severler için akıcı bir Tess Gerritsen kitabı daha, Sona Kalan. Anne-babasını birer kaza sonucu kaybeden birkaç çocuk ve peşpeşe başlarına gelen saldırılar, onlara elini uzatan bir gizemli kahraman...
Hayal Kırıklığı yaratmasa da bir cerrah serisi olamayan hikaye...

 Sonsuzluk İçin Yedi Gün, kurgusu itibariyle bana Saramago kitaplarını anımsattı, özellikle Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u. Onun kadar olmasa da sevdim hikayeyi.
Tanrı ile Şeytan dünyaya birer meleklerini gönderir ve yapılan iyilik/kötülük sayıları üzerinden kimin galip geleceğini belirleyecektir. Olaylar seyrinde ilerlerken iki meleğin yollarının kesişmesiyle işler karışır.
Tavsiye ederim, farklı bir deneyim olacaktır.

Asal Sayıların Yalnızlığı ismiyle beni çağıran bir kitaptı.
Kitabın ilginç ismi yazarının bir nükleer fizikçi olmasından kaynaklanıyor sanırım :)
Mattia ve Alice'in travmatik geçmişleri ve yaşadıkları olayların etkisiyle şekillenen hayatları anlatılıyor. Yolları kesişen ikilinin gelgitli bir öyküsü var.
2008 Premio Strega Ödüllü kitap bir sanat filmi tadında.
Az biraz da matematikseverlere hitap ediyor :)

Karanlık Köy Mart ayının son kitabı oldu. uzun zamandır okunmayı bekliyordu.
Çokça korkma beklentisi ile başladım tabi...

Trabzon'a bir haber peşinde giden iki gazeteci, rehberlerinin anlattığı ürkütücü bir hikaye ve gidilen Karanlık Köy...
Trabzon'u ve hayranı olduğum Maçka'yı detaylıca anlatan, akıcı bir hikaye, birazcık da ürkütücü.
Hikayeyi bitirmeden elinizden bırakamayacağınızı temin ederim :)

28 Şubat 2017 Salı

Şubat Kitapları

Kütüphaneden okumaya devam...

 Son kitaplarda aksiyon arayışı biraz artmış :)
Glenn Meade okurun beklediği gizemi ve heyecanı sunan bir yazar. Romanov Komplosu da iki farklı zamanda ilerleyen paralel bir hikaye; Devrim sonrası tutuklu olan Çar ve ailesinin kurtarılma öyküsü ile Yekaterinburg'ta yıllar sonra yapılan bir kazıda bulunan donmuş cesedin bağlantısı...
Aksiyon severlere tavsiye derim....


Arizona Çölü'ne düşen bir uçak, kazadan sağ çıkan ve kendisine dair hiçbir şey bilmeyen bir adam.
Kitabın sonunda tatmin edici bir son olsaydı ve kahramanımızın olağanüstü sayılabilecek çıkarım ve yeteneklerinin nereden geldiği anlaşılsaydı belki biraz ilgi çekici olabilirdi.
Baştan sona bir fiyaskoydu bence...

Sen Benim Hayatımsın, uzun zaman önce satın aldığım bir kitap. Kütüphane kitaplarının arasına sıkıştırdım;
Hikaye İstanbul Kırmızısı'nda olduğu gibi otobiyografik bir eksende ilerliyor ama yazılış amacı nispeten farklı; kitap yazarın hayat arkadaşına ithaf edilmiş...
Anlatım fazla dağınık geldi, pek çok karakter aynı zamanda filmlerindeki karakterlere de esin kaynağı olduğu için tanıdık...
Son kısımlar biraz dramatik olduğu için farklı bir gözle okumaya çalıştım ama genelini sevemedim.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Kedi Mektupları

İlk Oya Baydar kitabım.
Pek çok alternatif arasından, bir kedisever olarak kedi Mektuplarını seçtim.

Ülkenin çalkantılı siyasetinden paylarına sürgün düşmüş bir grup insan, kedileri ve umutları üzerine yazılmış bir kitap. Gece, Nina, Yoldaş, Arthur, Kirli.. Kitabın başında da belirtildiği üzere bu romandaki kahramanlardan yalnızca kediler gerçektir.
Yaşananlar sadece kedilerin gözünden anlatılıyor; sahiplerinin ruh hallerini irdeleyen, altıncı hisleri ile pek çok şeyi sezen, zaman zaman karşılaştıkları duygu karmaşasına anlam veremeyen, kendi konumlarını sorgulayan kediler...
Hayvanların gözünden anlatılan hikayeleri hep sevmişimdir. Favorim ise yıllar önce okuduğum Böceklerin Kralı Yoktur.
Oya Baydar okumaya devam :)

Kitabın kapağındaki kediyi seviyor :))

7 Şubat 2017 Salı

Ocak Kitapları (2)

Bu aralar kitapları yazma kısmını geciktiriyorum...

Ocak ayında okuduğum son iki kitap da Unutma Beni Apartmanı ve Ölümün Gölgesi Yok.

 Kitabı kütüphane rafında gördüğümde sevinçle aldım, isme çok aşinaydım, kesin listemde bir yerlerde olmalıydı. İş yerinde tüm kitap listelerimi alt üst ettim ama bu isme rastlamadım :) Galiba ismi ilginç gelmiş ve aklımın köşesinde bir yerlerde kalmış.
Kitap güncel zamanla geçmiş arasında gidip gelen, 43 yaşından sonra annesiyle tanışan bir kadının öyküsünü anlatıyor. Anlatım tarzı biraz boğucuydu, çok okuma isteği uyandırmadı bende..

Adnan Binyazar son dönemde keşfettiğim ve harika kitaplara imza atmış bir yazar.
Ölümün Gölgesi Yok, yazarın eşi Filiz'in hastalığını ve ilişkilerini anlattığı müthiş bir kitap. Okurken etkilenmemek, aralarındaki ilişkiye imrenmemek elde değil. Kitabın sonu gelecek diye korkarak okudum, zaman zaman gözlerim dolu, yutkunamadan okudum.
Murat Gülsoy'un Sevgilinin Geciken Ölümü'nünden de etkilenmiştim ama Adnan Binyazar'ın kitabı çok daha gerçek, yanıbaşımda yaşanmış gibiydi.
Tavsiye ederim, mutlaka okuyun...

16 Ocak 2017 Pazartesi

Ocak Ayı Kitaplarım



Bol buhranlı bu kitap bir dönem (yazarın ülkesi)İran'da yasaklı kitaplar arasında yer almış.

Kör Baykuş Sadık Hidayet'in ölüme doğru yolculuğunu anlatıyor. 
Başbakan olan eniştesinin Müslüman bir yobaz tarafından 7 Mart 1951'de katledilişi, kendi canına da kıyması için, bardağı taşıran son damla oldu. Paris'te  günlerce havagazlı bir apartman aradı. Championnet caddesinde buldu aradığını; 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce traş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerinin kalıntıları, yanı başında, yerdeydi.

Yalnız ölüm yalan söylemez!
Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duymuş olmamızdır...Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi. Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamannı mekanı farketmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü; ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak, düşünmek için toparlanmak zorundadır. Bu da bir sesidir ölümün.



Berlinli Apartmanı kendi kitaplığımdan.
Son alışverişimde bir Gürgen Öz bir de Yaprak Öz kitabı almıştım. Her iki yazarı da ilk okuyuşum olacaktı. Açılışı bu kitapla yaptım.
Çevirmen Oya'nın yeni taşındığı Berlinli Apartmanı'nda komşularla tanışmasını, ilerleyen günlerde karşılaştığı garip olayları anlatıyor kitap. Bir gerilim kitabı.
Olaylar oldukça net anlatılmış, çok fazla ters köşe yok. Kitaba başladıktan sonra bitirmeden bırakabilmek pek kolay olmuyor :)
Ben severek okudum, tavsiye ederim.

Adnan Binyazar okunacaklar listemdeydi uzun zamandır.  Kendi yaşamını anlattığı Masalını Yitiren Dev, yazarın okuduğum ilk kitabı oldu.

Masalını Yitiren Dev, acı olayların ayrıntılı öyküsüdür. Anlatılanlar, sıradan bir hayat değil, yalnızca onu yazanın yaşadığı 'bir hayat'; milyonlarca insanın, çocuk olsun, genç olsun, bugün de, daha da acılarını yaşayıp yaza(a)madıklarıdır. Daha önde Paustovski'nin  anılarına Bir Hayatın Romanı adı verilmemiş olsaydı, yaşadıklarımı o adla yayımlamayı çok isterdim. Böyle bir ad, yazdıklarımı, bir edebiyatçının yazı deneyimlerine ilişkin izlenimleri olarak algılanmasından kurtarmış olacaktı. Bu olamaycağına göre, yeni bir ad arayışına girdim. Elazığ'da, dedem evden ayrılmış, bir başka evin bodrum katında kendini dine vererek yalnız başına yaşamaya başlamıştı. O ayrılıp gidince masalını yitirmiş deve dönmüştüm. Çocukluk, bir dev masalıdır. Masalı bozulmuş çocukluk ne ise, masalını yitiren dev de odur. İkisi de şaşkın, güçsüz ve umarsızdır. Birbirlerini yitirdiklerinde, çocukluk devin, dev çocukluğun büyüsünü bozar. Büyü bozulunca, çocuk, yaşamı boyunca, masalını arayan bir dev gibi çırpınır durur.
Masalını Yitiren Dev, son dönemlerde okuduğum en etkileyici kitaplardan birisiydi. Yaşadığı zor günleri kendi dilinden dinlediğimiz yazarın, sonunda Köy Enstitüsü'nü bitirip bir eğitimci olabildiğini bilmek, tünelin sonundaki ışık gibiydi.
Mutlaka okumalısınız...

Tehlikeli Yalanlar, kütüphaneden son anda seçtiğim kitabım. Seçim kriterlerim; hep yerli yazarları seçtim bir de yabancı olsun, aksiyon kitabı olsun, Pegasus pahalı bu aralar ödünç almak en iyisi :)
Kitabın başlarında kendimi yaşlı bir okur gibi hissetsem de merak kırıntılarının etkisiyle kitabı bitirebildim.
İkili ilişkiler ve polisiyenin kıvamı benlik değildi.Belki öğrencilik dönemlerinde daha hevesle okunabilir.
Bozcaada Öyküleri, farklı yazarların öykülerinden derlenmiş, okurda valizi kapıp ilk feribota yetişme dürtüsü oluşturan, Ada'nın eski sahiplerinden günümüz ziyaretçilerine, plajlarından 'boz' oluş nedenine kadar her noktasını anlatan, sıcak bir kitap...


Az sonra okumaya başlayacağınız bu roman, Fakir Baykurt'un son çalışması  oldu. Tedavi olmak için yattığı Almanya'nın Essen kentindeki hastaneye giderken, çantasında bu ruman vardı. 6 Eylül 1999 günü hasta yatağında da bu romanın son düzeltmelerini yapmayı sürdürdü; hakkında küçük küçük notlar aldı, gücü yetene, bitene dek...
Adını, Eşekli Kütüphaneci'yi kendi koydu. Doğaldır ki bir müdahalemiz olamazdı.
Yarım kalan düzeltmelerin yanında, notlar da kaldı. Bunları tamamlamak, yerlerine yerleştirmek onuru benim oldu. Işık Baykurt

Kitabı okuduğumdan bu yana karşıma çıkan herkese Eşekli Kütüphaneci'yi anlatmak istiyorum. Mustafa Güzelgöz ve hikayesinden bu kadar geç haberdar olmam üzücü, 2005 yılında rahmetli olan Güzelgöz'ün elini öpmek isterdim.
İçinde yaşadığımız ve her geçen gün daha çok kana bulanan ülkede, umudumuzu taze tutabilmek için Eşekli Kütüphaneci'nin hikayesini okumalı, okutmalıyız...

Sabahattin Ali'nin eşi Aliye ve kızı Filiz'e yazdığı naif mektuplardan oluşuyor kitap...

Distopik hikayelerin bende yeri ayrıdır, severek okurum, iyi kurgulanmış distopyaların etkisinden kolayca çıkamam.
Tutsak Güneş'e beklentilerimi minimize ederek başladım, artık son dönemlerde çoğu Ayşe Kulin kitabını hüsranla bitiriyorum çünkü. Kitabı çok yüzeysel ve klişe buldum, sevmedim...

2017'nin ilk günü, yılın ilk gününe dair heyecan yaşamaya fırsat bulamadık malum. Yapabileceğim en iyi şeyi yapıp, kitaplığımda beklettiğim 'kıymetli' kitaplarımdan birisini seçip okumaya başladım.

Ekini biçip, buğdayı savurduktan sonra, ürünü çuvallara doldurur ve pazara götürürdük. Geride, harmanın dibinde, arpa, buğday ve yulafın karışık olduğu, 'kesmik' denilen bir yığın kalırdı. Biraz buğday, biraz arpa, biraz da yulaf. Bu karışık ürün pazarda pek para etmez. Çiftçiler bu karışık ürünü toplar, temizler ve değirmende öğütürler. Bu undan dünyanın en lezzetli, en güzel kokulu ekmeği olur; kesmik unun ekmeği...
Kızdan erkekten, yaşlıdan gençten, yan yana durandan, birlikte yürüyenden korkanlar! Hala anlamadınız mı, biz kesmik unun ekmeğiyiz. Sizin pazarınızda para etmemek bize ancak gurur verir. Kızlarımız ve oğullarımız  yeryüzü sofrasının en has ekmeğidirler. Biraz buğday, biraz arpa, biraz da çavdardırlar. Umudumuz onlardır...

5 Ocak 2017 Perşembe

Aralık Kitapları

Aralık ayında okuduğum kitapları üzerinden zaman geçse de yazamadığımı fark ettim.
En iyisi topluca kaydetmek...



 Ahmet Büke'yi on8kitap tan ara ara takip ediyorum. Dana önce de Ekmek ve Zeytin'ini okumuştum.
Çiğdem Külahı da kısa öykülerle ilerleyen bir kitap. Okuru üzerinde derin çizikler bırakıyor hikayeler, kitabı kapatıp üzerine uzun uzun düşünmek istiyorsun.
Öykü sevenleri Ahmet Bükeyle tanışmak için on8kitap'a alalım, sonra da kitaplarına...

 Zeynep Cemali bu ay okuduğum çocuk kitabı yazarı, kısa ve sımsıcak öyküler var kitapta. Her ne kadar çocuk kitabı olsa da okurda tanıdık bir his bırakıyor.

Nejat İşler'in hayatına dair anılar.
Daha akıcı ve eğlenceli bir üslup bekliyordum...Çabucak bitiyor zaten.


Kozanın Tereddütü'nü ismi ilginç geldiği için seçtim kütüphaneden. Hikaye çok durağan başladı, nereye varmak istediğini anlayamadan okudum. Yarısından sonra olaylar çok daha farklı bir boyut kazandı, sonlara doğru heyecanlandı, finali ise "acaba yanlış mı anladım" diyerek 2-3 kez okudum. Yanlış anlamamışım :)
Genel itibariyle fena değildi...

Kabuk Adam'ı okuyan hemen herkes gibi. başka bir Aslı Erdoğan kitabı daha okumaya kararlıydım. Mucizevi Mandarin'i o amaçla attım sepete. Okumaya başladığım gün ise tesadüfen manidar oldu, o gün Aslı Erdoğan serbest bırakıldı.

Yirmiyedi yaşındayım. Orta Avrupa kentinin dar yokuşlarını, taş sokaklarını arşınlıyorum. Tek gözüm sargılar içinde.

Tek gözlü bir kadının kuğulardan, güzellikten hatta mutluluktan söz etmesinden daha iç burkucu ne olabilir ki?
Tek gözü sargılı, hem fiziken hem de ruhen yaralı bir kadından dinliyoruz hikayesini. Kah yakın geçmişe kah çocukluğuna giderek.

Rhöne Irmağı'nın , eylül ayında dağlardan taşıyıp getirdiği çam dalları gölün ağzını bütünüyle tıkamış. Su, ölü denizkızlarının saçlarıyla dolmuş. Yavaşça kımıldanan uzun. upuzun, ipeksi saçlar... Böylesine güzel saçlarını bırakıp nereye gitmiş olabilir bu kızlar?